Bülent'in, ekşi bozalı Arnavut kaldırımları, Malta taşlı ikindileri, canım boğaziçini neden yavaş yavaş bırakıp Gökçebel'i usulca mekan tutmasını anlamam için onun ölmesi gerektiğini henüz bilmediğim günlerdi..
Aslında Bülent'in nasıl katmanlı bir insan olduğunu o günlerde de anlamış mıydım?
Bilmiyorum..
Onunla komşuluk ettiğimiz o güzel yıllarda onun çok güzel gitar çaldığını hatırlıyorum.
Eğer ben eşlikçi isem o lead gitarsa ve blues çalıyorsak bahçede, 7'li ya da 13'lü akorları iyi basamazsam yüzü ekşir, sıkılırdı çalmaktan..
Belki de Bülent, her şeyden o kadar sıkıldı ki.. öldü...
Belki de böyledir.
Gökçebel'de Paşa'sı ve Şehbal'le elleriyle yarattığı bir evi var hala..
Yattığı yeri gördüm. .. Çok güzeldi .. yatasım geldi.. hele kış..
Sevgili Şehbal, hani İstanbul diyordun iki gözüm.?
Bülent, bir belgesel sinemacı olmanın yanında bence düzgün bir düşünürdü, müzisyendi, komşuydu, arkadaştı..
Daha sonra çekinmeden danışabileceğim, içimi utanmadan açabileceğim uzaklardaki bir ağabeydi.
Hala öyle..
Gökçebel'de o ev hala gürül gürül işliyor.
Kahvehane hala orada..
Paşa'yı şimdi Şehbal gezdiriyor Gökçebelin yokuşlu dar sokaklarında..
Hayat akıyor..
Güzel..!!
Kemal Alptekin- Marmaris 2009- 0cak 20 |